Son Zamanların Kanayan Yarası Akran Zorbalığı Ve Akran Terörü
Son dönemde toplum olarak en çok içimizi acıtan konulardan biri akran zorbalığı ve akran terörü oldu. Çocuklarımızın, gençlerimizin okulda, sokakta ve dijital dünyada maruz kaldığı bu görünmez şiddet, artık görmezden gelinecek bir sorun olmaktan çıktı. Ben bu konuyu 30 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen Ünsal’la Maksat Muhabbet programının yirminci bölümünde, canlı yayında tüm yönleriyle ele alma imkânı buldum.
Programın sunuculuğunu üstlenen Ünsal Yörür ile birlikte, toplumun vicdanına dokunan bu meseleye dikkat çekmek istedik. Yayına başlarken Cuma gününün manevi iklimine uygun olarak iyi dileklerimizi ve dualarımızı izleyicilerimizle paylaştık. Çünkü inanıyorum ki toplumsal yaralar ancak vicdan, merhamet ve farkındalıkla sarılabilir.
Canlı yayında özellikle akran zorbalığının modern dünyadaki yeni yüzünü konuştuk. Zorbalık artık yalnızca okul bahçesinde yaşanan bir itiş kakıştan ibaret değil. Sosyal medya, dijital oyunlar ve kontrolsüz içerikler, zorbalığı daha görünmez ama daha yıkıcı hale getiriyor. Zorbalığa maruz kalan çocukların yaşadığı psikolojik travmaların, ilerleyen yıllarda derin izler bıraktığını bir kez daha vurguladım. Bu sadece bireysel bir sorun değil, doğrudan toplumsal bir alarmdır.
Ailelerin rolü üzerinde özellikle durduk. Bir anne babanın çocuğunun ruh halindeki değişimi fark etmesi, sessiz çığlıkları duyması hayati önem taşıyor. Çocuk içine kapanıyorsa, öfkesi artıyorsa ya da aniden sosyal çevresinden kopuyorsa, bunun mutlaka bir sebebi vardır. Ailelerin ilgisi ve zamanında müdahalesi, birçok trajedinin önüne geçebilir.
Hukuki boyut da programın en dikkat çeken başlıklarından biri oldu. Zorbalık ve şiddet içeren davranışların yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda hukuki sonuçları olduğunu açıkça ifade ettik. Mağdur çocuk kadar, zorbalık yapan çocuğun da aslında korunmaya ve doğru yönlendirilmeye ihtiyacı olduğunu dile getirdim. Hukukun amacı cezalandırmak kadar, toplumu korumak ve iyileştirmektir.
Eğitim sisteminde zorbalıkla mücadele politikalarının güçlendirilmesi gerektiğini bir kez daha altını çizerek söyledim. Okulların, öğretmenlerin ve rehberlik servislerinin bu konuda yalnız bırakılmaması gerekiyor. Toplumsal iş birliği olmadan, bu sorunla gerçek anlamda mücadele edemeyiz.
Medya ve dijital oyunların etkisi ise göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Şiddetin sıradanlaştırıldığı içerikler, çocukların dünyasında yanlış bir normal algısı oluşturuyor. Bu durum, empati duygusunun körelmesine ve zorbalığın yaygınlaşmasına zemin hazırlıyor. Sevginin ve anlayışın eksik olduğu her ortamda, zorbalık kendine yer buluyor.
Programın sonunda izleyicilerimize açık bir çağrıda bulundum. Zorbalığa sessiz kalmak, ona ortak olmaktır. Her bireyin, her ailenin ve her kurumun bu konuda sorumluluğu var. Daha adil, daha merhametli ve daha güvenli bir toplum istiyorsak, çocuklarımızı yalnız bırakmamalıyız.
Bu yayın, akran zorbalığı konusunda toplumsal farkındalığı artırmak adına atılmış önemli bir adım oldu. Dilerim ki bu tür konuşmalar çoğalır ve bir çocuğun daha canı yanmadan, bir gencin daha umudu kırılmadan önlem almayı başarırız.
Yazar Prof Dr Ekrem Çulfa
ANAHTAR KELİMELER: Akran zorbalığı nedir, akran terörü neden artıyor, Prof Dr Ekrem Çulfa akran zorbalığı değerlendirmesi, çocuklarda zorbalık nasıl anlaşılır, aileler akran zorbalığına karşı ne yapmalı, okullarda zorbalıkla mücadele mümkün mü, akran zorbalığının hukuki sonuçları nelerdir