İsmet ÜNAL

Tarih: 05.02.2026 08:44

Ortadoğu’da Güvenlik Paradigmasının Çöküşü...

Facebook Twitter Linked-in

“Ortadoğu’da Güvenlik Paradigmasının Çöküşü: ABD–İsrail–İran Gerilimi ve Bölgesel Dengeler”

Ortadoğu, Soğuk Savaş’tan bu yana küresel güçlerin rekabet alanı olmuştur. ABD ve İsrail’in İran’a yönelikti ve söylemleri, bölgedeki güvenlik dengelerini sürekli olarak yeniden şekillendirmiştir. Trump yönetimi döneminde İran’a karşı sert açıklamalar yapılmış, ancak bu açıklamalar çoğu zaman stratejik planlamadan ziyade politik baskı aracı olarak değerlendirilmiştir. Günümüzde ise İran’ın askeri kapasitesindeki gelişmeler, özellikle hipersonik füze teknolojisi, İsrail’in güvenlik doktrinini ciddi biçimde sorgulatmaktadır.  

ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Stratejileri

ABD’nin kapasitesi: ABD küresel ölçekte büyük bir askeri güce sahip olsa da doğrudan İran’a kara işgali senaryosu lojistik ve siyasi açıdan oldukça zordur. Irak örneğinde yıllarca hazırlık ve koalisyon desteği gerekmiştir.  

İsrail’in sınırları: İsrail’in tek başına İran’ı işgal etmesi mümkün değildir. Daha çok hava saldırıları, siber operasyonlar ve sınırlı özel kuvvet eylemleri gündeme gelebilir.  

Trump dönemi söylemleri: Trump yönetiminin İran’a yönelik açıklamaları, bölgesel aktörlerde ciddi bir savaş beklentisi yaratmış, ancak somut hazırlıkların eksikliği bu söylemlerin daha çok psikolojik baskı aracı olduğunu göstermiştir.  

Bölge Ülkelerinin Tutumu

Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler İran ile farklı düzeylerde rekabet ve işbirliği içindedir. Ancak doğrudan bir işgal veya büyük çaplı saldırı fikri, bölgeyi kaosa sürükleyeceği için çoğu başkentte “intihar” olarak görülmektedir. Bu nedenle ABD’ye diplomatik baskı yapılmış, caydırıcılık sağlanmaya çalışılmıştır.  

İsrail’in Güvenlik Algısının Sarsılması

1973 Arap–İsrail Savaşı’ndan bu yana İsrail, gelişmiş hava savunma sistemleri sayesinde kendisini büyük ölçüde korunaklı görmüştür. Ancak İran’ın hipersonik füze kapasitesi, Tel Aviv gibi merkezleri doğrudan hedef alabilecek düzeye ulaşmıştır. Bu durum, İsrail’in “dokunulmazlık” algısını kırmış ve güvenlik paradigmasını çökertmiştir. 

İran’daki Protestolar ve Dış Müdahale İddiaları

İran’daki toplumsal hareketler genellikle ekonomik kriz, siyasi baskılar ve özgürlük taleplerinden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, dış aktörlerin bu protestoları manipüle etme ihtimali göz ardı edilmemelidir. İran yönetimi, bu tür olayları çoğu zaman dış müdahale olarak tanımlamakta ve özellikle İsrail’i suçlamaktadır. 

Olası Misilleme ve Bölgesel Sonuçlar

İran’ın misilleme hakkı, uluslararası hukukta “meşru müdafaa” çerçevesinde tartışılabilir. Ancak doğrudan İsrail’e büyük çaplı füze saldırısı, bölgesel savaşı tetikler ve ABD’nin müdahalesini kaçınılmaz hale getirir. Bu senaryo, yalnızca İran ve İsrail’i değil, tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracaktır.  

Ortadoğu’da güvenlik dengeleri, ABD–İsrail–İran üçgeninde sürekli yeniden tanımlanmaktadır. İsrail’in güvenlik doktrini, İran’ın askeri kapasitesindeki gelişmelerle ciddi biçimde sarsılmıştır. Bölge ülkeleri, büyük çaplı bir saldırının intihar olacağı görüşünde birleşmekte ve diplomatik baskı yoluyla caydırıcılık sağlamaya çalışmaktadır. Ancak mevcut koşullar, bölgenin yeni bir güvenlik krizine sürüklenme ihtimalini canlı tutmaktadır.  

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —