Bir Vatandaşın Defteri:
Güç Sarhoşluğu Çağı::,
Dünya bugün tek bir krizin değil, aynı hastalığın farklı coğrafyalardaki belirtilerinin içinden geçiyor: güç sarhoşluğu. İktidarlar, devletler, liderler ve hatta kurumlar… Hepsi kendilerini hukukun, ahlakın ve toplumun üstünde görmeye başladığında ortaya çıkan tablo, artık istisna değil; küresel bir norm.
Bir ülkede yargı, “devletin bekası” adına eğilip bükülüyorsa; başka bir ülkede medya, “ulusal çıkar” gerekçesiyle susturuluyorsa; bir diğerinde seçimler yapılmasına rağmen halkın iradesi sadece sandıkla sınırlı tutuluyorsa… Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. Sorun, ideoloji değil; hesap sorulamayan güçtür.
Bugün dünya, özgürlük söylemini en çok kullananların özgürlüğü en çok daralttığı; güvenlik bahanesini öne sürenlerin güvensizliği kalıcı hale getirdiği bir çelişkiler çağında yaşıyor. Demokrasi, sadece sandığa indirgenirken; adalet, sadece güçlülerin ihtiyaç duyduğu bir araca dönüşüyor. Hukuk, hak aramak için değil, cezalandırmak için hatırlanıyor.
Asıl tehlike ise baskının kendisi değil; ona alışılmasıdır. İnsanlar önce susar, sonra kabullenir, en sonunda da “zaten her yerde böyle” demeye başlar. İşte o anda otoriterlik kazanır, toplum kaybeder. Çünkü baskı, sadece muhalifi değil; zamanla herkesi hedef alır.
Devlet güçlü olabilir, hatta güçlü olmalıdır. Ama gücün meşruiyeti, sınırsız olmasından değil; denetlenebilir olmasından gelir. Yargının bağımsız olmadığı bir yerde ekonomi düzelmez, güvenlik kalıcı olmaz, barış uzun sürmez. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Bu yazı bir ülkeye, bir lidere ya da tek bir rejime karşı değildir. Bu yazı, dünyanın her yerinde aynı refleksi gösteren anlayışa karşıdır: “Ben bilirim, ben karar veririm, ben hesap vermem.”
Bir vatandaş olarak defterime şunu not düşüyorum:
Güç geçicidir, ama hukuksuzluğun faturası kalıcıdır.
Sebahattin AYDIN
Saygılarımla
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.