Yol Verilmeyen Kalkınma: Siyasi Tahakkümün Ekonomiye Etkisi
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında büyük bir kalkınma fırsatının eşiğindeydi. Avrupa ülkeleri savaşın yıkımını hızla telafi ederken, biz savaşın dışında kalmamıza rağmen ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklarla boğuşmak zorunda kaldık. Bunun temel nedenlerinden biri, milletin sandıkta verdiği iradenin askerî müdahalelerle kesintiye uğratılması ve bu müdahalelere zemin hazırlayan ideolojik kamplaşmalardı. Benim kanaatim nettir: Cumhuriyet Halk Partisi’nin uzun yıllar devlet kurumları üzerindeki belirleyici etkisi ve özellikle 1970’lerde benimsediği “ortanın solu” anlayışı, Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişini geciktiren başlıca etkenlerden biri olmuştur.
1950’li yıllarda Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti, tarım ve altyapı yatırımlarını merkeze alan bir kalkınma modeliyle milletin büyük desteğini aldı. Yol yapıldı, baraj yapıldı, köylü ilk kez devletin kendisine dokunduğunu hissetti. Ancak bu yaklaşım, CHP’nin temsil ettiği devletçi ve merkeziyetçi zihniyetle açık bir çatışma içindeydi. 27 Mayıs 1960 darbesi, sadece bir hükümeti değil, milletin ekonomik tercihlerini de hedef aldı. Menderes’in kalkınma hamleleri popülizm ya da otoriterlik gibi ithamlarla değersizleştirildi. Darbe sonrasında kurulan düzen ise planlamacı, devletçi ve özel sektöre mesafeli bir anlayışı yeniden öne çıkardı.
1970’lerin başına gelindiğinde Türkiye, hem ekonomik hem de siyasi olarak ciddi bir sıkışmışlık içindeydi. Enflasyon yükselmiş, işsizlik artmış, dış ticaret dengesi bozulmuştu. Bu dönemde CHP, “ortanın solu” söylemiyle sosyal demokrat bir çizgiye yöneldi. Ancak uygulamada bu çizgi, serbest piyasa ekonomisini güçlendirmek yerine devlet müdahalesini artırdı. Kamu iktisadi teşebbüsleri büyüdü, zararları katlandı, özel girişim geri plana itildi. 12 Mart 1971 muhtırası, düzeni sağlama iddiasıyla verildi ama sonuçta ekonomik reformlar bir kez daha ertelendi, yatırım ortamı zedelendi ve Türkiye yine zaman kaybetti.
1970’li yıllar boyunca uygulanan politikalar, sosyal adalet söylemiyle sunulsa da piyasa ekonomisine olan güveni ciddi biçimde sarstı. Verimlilik düştü, bürokrasi büyüdü, kaynaklar etkin kullanılamadı. Planlı kalkınma denildi ama ortaya çıkan tablo plansız bir savrulma oldu. Bedelini ise yine millet ödedi.
12 Eylül 1980 darbesi, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik çöküşün zirve yaptığı bir dönemde yaşandı. Bu defa farklı olan şuydu: Darbe sonrasında Turgut Özal liderliğinde serbest piyasa ekonomisine geçiş yönünde adımlar atıldı. İhracata dayalı büyüme, döviz serbestisi, özel sektörün teşviki ve dışa açılma bu dönemde başladı. Ben şunu açıkça söylüyorum: Bu adımlar çok daha önce atılabilirdi. Ancak 1960’tan itibaren süregelen müdahaleler ve ideolojik direnç, bu dönüşümü yıllarca geciktirdi.
Türkiye’nin 1945 sonrası kalkınma hikâyesi, sadece ekonomi tercihleriyle değil, bu tercihlerin önünü kesen siyasi müdahalelerle şekillenmiştir. CHP’nin uzun yıllar boyunca devletin ideolojik omurgasını belirlemesi, reformlara karşı sessiz ama etkili bir direnç hattı oluşturmuştur. Bunun bedelini refah kaybıyla, zaman kaybıyla ve fırsat kaybıyla ödedik.
2003 yılından sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’de dengeler değişti. Önümüze konulan engeller kaldırıldı, setler yıkıldı, vesayet anlayışına son verildi. Cumhuriyet döneminde yapılamayan pek çok yatırım, son yirmi beş yılda hayata geçirildi. Ulaşımdan savunma sanayiine, sağlıktan enerjiye kadar her alanda devrim niteliğinde işler yapıldı. Bugün Türkiye’nin Orta Doğu’da güçlü bir aktör haline gelmesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinin payı inkâr edilemez.
Bu yükselişi durdurmak isteyenler 15 Temmuz’da bir darbe girişimine kalkıştı. Ancak Yüce Türk Milleti ferasetiyle liderine sahip çıktı, o karanlık geceyi aydınlığa çevirdi. Şimdi çıkıp yapılan hizmetleri küçümseyenlere soruyorum: Elbette hükümetler hizmet etmek zorundadır. Peki, yetmiş yıl boyunca bu ülkeyi yönetenler neden aynı iradeyi gösteremedi? Elinizi tutan mı vardı?
Benim itirazım şudur: Geçmişte kurulan hükümetlerin dış baskılar altında hareket ettiğine dair toplumda güçlü bir kanaat oluşmuşken, CHP neden bu baskılara karşı yüksek sesle itiraz edemedi? Bu sorunun cevabını milletin vicdanına bırakıyorum.
Yazar: İsmet Ünal
Anahtar kelimeler: Türkiye kalkınma tarihi nedir, CHP ekonomi politikaları nasıldı, askerî darbeler ekonomiyi nasıl etkiledi, ortanın solu neyi savundu, Recep Tayyip Erdoğan kalkınma hamleleri neler, 15 Temmuz darbe girişimi neden başarısız oldu, İsmet Ünal köşe yazısı.