Modern Ruhun Aynası Vitrinler Maskeler ve Kaybolan Kendilik
Bugün aynaya baktığımda gördüğüm kişiyle, sosyal medyanın parıltılı piksellerinde yarattığım o kişi arasındaki mesafe ne kadar.
Psikanaliz dünyasının önemli isimlerinden D W Winnicott’ın ifadesiyle, hangisi gerçek kendilik, hangisi hayatta kalabilmek için inşa ettiğim sahte kendilik.
Yüzyılın ruhsal manzarası, paradokslarla dolu bir sergi salonunu andırıyor. Bir yandan her anımı paylaşarak görülmek için yanıp tutuşuyorum, diğer yandan içimdeki o derin boşluğun fark edilmesinden büyük bir korku duyuyorum.
Bu hafta ruhumun derinliklerine, o tozlu ve zaman zaman karanlık koridorlara psikanalitik bir ışık tutmak istiyorum.
İnsanın hikâyesi, bir başkasının gözlerinde kendini aramasıyla başlar. Jacques Lacan’ın ayna evresi kavramı bana şunu hatırlatır. Bebek, aynadaki görüntüsünü ilk kez fark ettiğinde, parçalı beden algısını bir bütünlük içinde görür. Ancak bu bir yanılsamadır. Çünkü gördüğü şey kendisi değil, kendisinin idealize edilmiş bir imgesidir.
Bugün bu ayna, cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlara dönüşmüş durumda. Beğeniler, yorumlar ve izlenme sayıları, çocukluktan kalan o kadim ihtiyacın modern karşılığıdır. Anne beni görüyor musun sorusunun yeni biçimi budur.
Eğer çocuklukta bu görülme ihtiyacı sağlıklı biçimde karşılanmadıysa, birey yetişkinlikte dışarıdan gelen her onayı narsistik bir besin gibi tüketir. Ancak bu besin deniz suyu gibidir. İçtikçe daha çok susatır.
MODERN İNSAN GÖRÜLMEK İSTERKEN KENDİNDEN UZAKLAŞIYOR.
Byung Chul Han’ın sözünü ettiği yorgunluk toplumunda artık yasaklarla değil, yapabilirsin baskısıyla kuşatılıyoruz. Bu durum psikanalitik açıdan üst benliğin biçim değiştirmesidir. Eskiden yapmamalısın diyen cezalandırıcı bir ses varken, bugün daha iyisini yapmalıydın, daha mutlu görünmeliydin, daha başarılı olmalıydın diyen bitmeyen bir iç ses var.
Sonuç ise melankoli ve tükenmişliktir. Kişi kendi yarattığı ideal benlik imajına yetişemediğinde, derin bir yetersizlik duygusuyla sarsılır. Psikanalitik dille ifade edersem, ideal benlik ile benlik ideali arasındaki mesafe açıldıkça, içimizdeki karanlık boşluk derinleşir.
MUTLULUK PERFORMANSA DÖNÜŞTÜĞÜNDE RUH YORULUR.
Ruhumuz acıyla baş edebilmek için savunma mekanizmaları geliştirir. Günümüzde sıkça duyulan toksik pozitiflik, aslında karşıt tepki geliştirme dediğimiz bir savunma olabilir. İçimdeki derin kederi bastırmak için aşırı neşeli davranabilirim. Yalnızlık korkumu gizlemek için kalabalıkların ortasında görünmek isteyebilirim. Değersizlik hissimi örtmek için sürekli başarılarımı sergileyebilirim.
Bu mekanizmalar kısa vadede koruyucudur ama uzun vadede beni kendi duygularıma yabancılaştırır. Psikanalitik süreç, maskelerin altındaki o incinebilir çocuğu güvenli bir alana davet etme çabasıdır.
Freud kaygıyı ruhsal bir tehlike sinyali olarak tanımlar. Peki neden bu kadar kaygılıyız. Çünkü belirsizlik, bastırılmış duyguların ortaya çıkması için en uygun zemindir.
Modern insan sessizlikten korkar. Çünkü sessizlik başladığında bastırılan tüm iç sesler konuşmaya başlar. Psikanalitik tedavide buna serbest çağrışım alanının açılması deriz. Telefonu elimden bıraktığım o birkaç dakikada gelen anlamsız huzursuzluk, aslında bastırdığım bir hakikatin kapımı çalmasıdır.
KAYGI DÜŞMAN DEĞİL HABERCİDİR.
İyileşme mükemmel olmakta değil, yeterince iyi olmakta saklıdır. Winnicott’ın yeterince iyi anne kavramını kendime uyarlamam gerekir. Kendime karşı acımasız bir yargıç olmak yerine, iç dünyamın meraklı ve şefkatli bir tanığı olmayı öğrenmeliyim.
Psikanaliz bana şunu öğretir. Acı kaçılması gereken bir düşman değil, anlaşılması gereken bir habercidir. Uykusuzluk, panik atak, mutsuzluk gibi her belirti, ruhumun bana gönderdiği şifreli bir mektuptur. Mektubu yırtıp atmak yerine okumayı denediğimde dönüşüm başlar.
HAYAT BAŞKALARININ BEKLENTİLERİYLE KENDİ ARZULARIM ARASINDA SÜREN BİR MÜZAKEREDİR.
Eğer bu müzakereden hep yenik çıkıyorsam, durup kendime şunu sormam gerekir. Ben kimin hayatını yaşıyorum.
Unutmamak gerekir ki en büyük devrim, insanın kendi çıplak gerçeğiyle barışmasıdır. Maskelerimden yorulduğumda, vitrindeki o parlak imajın beni doyurmadığını fark ettiğimde, iç dünyamın sessiz limanına sığınmalıyım. Orada beni bekleyen, belki kusurlu, belki yaralı ama kesinlikle gerçek bir ben var.
Dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır.
Carl Gustav Jung
Yazar: Prof Dr Ekrem Çulfa
Gerçek kendilik nedir mi, sahte kendilik nasıl oluşur mu, sosyal medya ruh sağlığını nasıl etkiler, modern insan neden tükenmiş hisseder, psikanaliz kaygıyı nasıl açıklar mı, Prof Dr Ekrem Çulfa köşe yazısı ne anlatıyor,